osmanlı zamanında tuvaletlerde  ibrikçibaşı görev yapar , suyu biten ibrikleri doldururmuş. birgün adamın biri ibriklerden birini alarak tuvalete girmek isteyince bizim ibrikçibaşı atılmış.

- hemşerim! onu bırak diğerini al.        adam;

-ne farkeder ya hu? o da ibrik bu da ibrik.        İbrikçibaşı;

- nereden belli olacak bizim ibrikçibaşı olduğumuz? o kadar da havamız olsun. diye cevap vermiş.

Hayatınızın birçok anında karşılaşmışsınızdır bu ibrikçibaşlarıyla. İnsanı çileden çıkaran tavırlarıyla; bazen başhekim edasıyla bir hizmetli ya da hasta bakıcı, apartman yöneticisi kimliğinde bir kapıcı, kendini belediye başkanı sanan bir odacı ve daha nicesi.

  bu hikaye ve örneklere paralel olarak klişe bir müdür fıkrası vardır. bilenler bilmeyenlere anlatsın diyerek gelelim asıl derdimize. canım kardeşim halil beye, lisede hazırlık okuduğuma dair bir belgeyi alması için çok sevdiğim öğretmenim ……….. hanımı aramasını istedim. ………… hanım çok sevdiğim ve sevildiğim bir öğretmen olduğu için olsa gerek kendisinden rica ettik. O’da memnuniyetle alabileceğini ifade etti. lakin; ne bilelim bu müdür fıkrasındaki müdüre tıpatıp uyan bir müdür yardımcısı ile karşılaşacağımızı. bilemezdik. niye? çünkü; kendisi benim edebiyat öğretmenim olmakla birlikte herzaman kibarlığını örnek aldığım duruşuyla, giyinişiyle tam bir beyefendi. müdür olunca değişti mi bilmem ama benim için istenen belgeye “kendi gelsin alsın” diyecek kadar kabalaşmış, okul için harcadığım onca emek, şiir yarışmalarında kazanılan dereceler, her milli bayramda gururlandıran bir sunuculuk örneği gösteren bir öğrencinin ufacık bir isteği yerine getirilmeyerek fıkraya uygun bir müdürlük örneği gösterilmiştir.

 dostlarım; inanın canım o kadar sıkıldı ki! anlam veremediğim bu olay karşısında neye uğradığımı şaşırdım. neyse bakalım olur böyle şeyler diyelim işimize bakalım. Allah makamına yakışır müdürler nasip etsin inşaallah.