bu ne yaman çelişki! Cuma, Mar 30 2007 

       İçkinin zararlarını hepimiz biliyoruz. Toplumun ahlakını bozan temel nedenlerden biridir içki. Her türlü belanın başlangıcıdır müsebbibidir. Ve daha sayamadığımız bir çok olumsuzluklar. Peki ya spor; spor ahlaktır, iyi bir uğraştır. Spor hakkında söyleyebileceğimiz sözlerin hemen hemen hepsi olumlu ifadeler içerir.
           Şimdi gelelim asıl derdimize; A Milli Takım, güzel ülkemizi en iyi temsil edenlerden biri. Güzel başarılara imza atmış ve bizim gurur kaynaklarımızdan. Futbol ilgi ile izlenen bir spor dalı ve konu milli takım olunca bu sporu sevmeyenlerin bile tv başına oturup heyecanlandığı bir dal. Gençlerimize örnek teşkil edecekken, milli takım aracılığı ile belaların belasına müptela etmek için bir uğraş var sanki.Hangi mantık içkinin reklamının milli takım aracılığı ile yapılacağını kabul eder? Ağzına tek damla içki bile almayan futbolcuların eşofhmanlarının arkasında malum içkinin reklamı var. Bu nasıl bir zihniyettir ki bu reklam kabul edilir ve gençlerimize örnek olan milli takım aracılığı ile içki reklamı yapılabilir.
            O kadar üzülüyorum ki bu duruma ve yakın gelecekte formalardan inen reklam örnek insanlar aracılığı ile ellere alınacak ve ayyaş bir nesil yetişecek. “Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek” diyerek Mehmet Akif’in seslendiği Çanakkale Şehitleri yani bizim dedelerimiz acaba bu duruma ne derdi? Onlar içki reklamlarıyla kurtarmadı bu ülkeyi ama şimdi…          Bu ne yaman çelişki!

Reklamlar

Bir Resmin Arkasına Yazılmış İdi: Pazar, Mar 11 2007 

Kiminin yad-ı ihtiramı kalır,

Kendi gittikte canişini olur;

Kiminin bir yığın meberratı

Toplanır, heykel-i metini olur;

Kiminin de olanca hatırası,

Böyle bir saye-i hazini olur!

                  Mehmed Akif Ersoy

        “Mekanı Cennet Olsun!”

okuma-yazma öğretebilmek… Pazartesi, Mar 5 2007 

      Okuma-Yazma öğretimi tekellüflü bir iştir. Okuma-Yazma istidatı olmayan, bir çok şeyden bi-haber yavrular vardır karşınızda. Daha sabidirler. Vicdandan yoksunsanız yapamazsınız bu görevi. Şefkattir ilk şart. Çünkü şefkat; bütün envaıyla latiftir, halistir, ivazsızdır.

      Evet; başlangıcı şefkat olan bu yolda öğretilen her harfin mutluluğu binler harf hükmündedir ve okumaya geçtiklerinde ki mutluluk ise layemuttur, çok senelerdir.

      Yavruların öğretmen üzerindeki tesiratı çok muhteliftir. Nasıl ki; bilgisayarlar zahiren birbirine benzer, fakat; ihtiva ettikleri parçaların kalitesi bakımından birbirine muhaliftir. İşte; öğrencilerdeki istidat öyle mütefavittir.

    Öğretmen; her yavrunun okuma öğrenebilmesi için istidatı az olanlara ayrı ilgi göstermekle mükelleftir. Eğer bu ilgiyi göstermezse, alakayı keser hodendiş bir kişiliğe bürünürse, yavrucağın hakkını manevi cerihalarla ödemek zorunda kalır. O cerihalara tiryak ve merhem olacak yoktur.

    Madem Okuma-Yazma Öğretimi bunları gerektiriyor, mesleğinin amaçlarına müteveccih olan öğretmen, yavruların başarısına mazhar olur. 

ölüm gerçeği Salı, Şub 27 2007 

insan hayatının tek gerçeği ölüm gerisi teferruattır. kabullenmek istemese de insan, hiç gelmeyecek gibi hissetse de azraili hayatın var olan tek gerçeğidir ölüm.

  kimin; nerede, ne zaman, nasıl göçeceği bilinmez hayattan. çaresizsin ona karşı. vade yetti mi kabullenmek zorundasın, teslim olma vakti gelmiştir artık. teslimiyet sonsuz bir sevgiyle teslimiyet, çünkü; ölüm yaşamın acı bir sonucu değil, yeni ve sonsuz bir hayatın tatlı başlangıcı. insanoğlu dünya hayatına gözlerini ilk açtığında ağlaması haşrolduğunda güleceğine dalalet değil midir? rabbinden ayrıldığına ağlayan ruh, rabbine kavuşmanın sevincini yaşayacaktır. lakin bu sevincin ızdırap dolu dönülmez bir pişmanlığa dönüşmemesi için yaşamalı insan. tek amaç için yaşamalı. Allah’a hakkıyla kulluk etmeli ki rızasını kazanıp ölümü gülerek karşılayabilmeli. kendi ölümüne sevinmeli, münker nekir ile hoş sohbet geçirebilmeli kabirde.

teferruatlara takılıp asıl gerçeği unutmayalım. ölüm sonsuz bir nimet yaşam ise geçici zevklerle dolu bir oyun. nefislerine yenik düşenler için varolan, yakıtı insan olan cehennemden uzak olmak Allah rızasına nail olabilmek duasıyla..

müdür Perşembe, Şub 22 2007 

  osmanlı zamanında tuvaletlerde  ibrikçibaşı görev yapar , suyu biten ibrikleri doldururmuş. birgün adamın biri ibriklerden birini alarak tuvalete girmek isteyince bizim ibrikçibaşı atılmış.

– hemşerim! onu bırak diğerini al.        adam;

-ne farkeder ya hu? o da ibrik bu da ibrik.        İbrikçibaşı;

– nereden belli olacak bizim ibrikçibaşı olduğumuz? o kadar da havamız olsun. diye cevap vermiş.

Hayatınızın birçok anında karşılaşmışsınızdır bu ibrikçibaşlarıyla. İnsanı çileden çıkaran tavırlarıyla; bazen başhekim edasıyla bir hizmetli ya da hasta bakıcı, apartman yöneticisi kimliğinde bir kapıcı, kendini belediye başkanı sanan bir odacı ve daha nicesi.

  bu hikaye ve örneklere paralel olarak klişe bir müdür fıkrası vardır. bilenler bilmeyenlere anlatsın diyerek gelelim asıl derdimize. canım kardeşim halil beye, lisede hazırlık okuduğuma dair bir belgeyi alması için çok sevdiğim öğretmenim ……….. hanımı aramasını istedim. ………… hanım çok sevdiğim ve sevildiğim bir öğretmen olduğu için olsa gerek kendisinden rica ettik. O’da memnuniyetle alabileceğini ifade etti. lakin; ne bilelim bu müdür fıkrasındaki müdüre tıpatıp uyan bir müdür yardımcısı ile karşılaşacağımızı. bilemezdik. niye? çünkü; kendisi benim edebiyat öğretmenim olmakla birlikte herzaman kibarlığını örnek aldığım duruşuyla, giyinişiyle tam bir beyefendi. müdür olunca değişti mi bilmem ama benim için istenen belgeye “kendi gelsin alsın” diyecek kadar kabalaşmış, okul için harcadığım onca emek, şiir yarışmalarında kazanılan dereceler, her milli bayramda gururlandıran bir sunuculuk örneği gösteren bir öğrencinin ufacık bir isteği yerine getirilmeyerek fıkraya uygun bir müdürlük örneği gösterilmiştir.

 dostlarım; inanın canım o kadar sıkıldı ki! anlam veremediğim bu olay karşısında neye uğradığımı şaşırdım. neyse bakalım olur böyle şeyler diyelim işimize bakalım. Allah makamına yakışır müdürler nasip etsin inşaallah.

kaju Çarşamba, Şub 21 2007 

27 yaşındayım ve bugüne kadar adını bile duymadığım tatmadığım bir lezzet KAJU. lakin kadim dostum Tarık sayesinde bu lezzete muvaffak olduk. vazgeçemediğimiz bu lezzeti tatmak bizim gibi ufak memurlar için üç ayda bir yüz gramı geçmemek üzere mümkün. karışık kuruyemiş arasında iki kişi için ayrılmış kase içerisinde sunulan kaju maden işçisi edasıyla ya da varoşlarda dağıtılan ve binlerce insanın hücum ettiği bedava yiyecekler misali ellerin kaseye dalıp dalıp çıktığı ve hiç kalmayana dek yendiği bir gıda. fakat; o iki kişiden biri sizseniz diğerinin tarık olmamasına dikkat etmelisiniz. aksi takdirde bu lezzetten mahrum kalır veya en iyi ihtimal bir tane yiyebilirsiniz. bugün ise alışılagelmiş bir kaju gününün aksine elibol,cömert hocamız hasan bey’in hediyesi olan yarım kilo kaju beş kişiye ki kişi başı yüz gram düşer dağıtılarak yenilmesi sağlandı. bu bize uzun süre yeter sanırım. size tavsiyem en yakın kuruyemişçiye gidin ve maddiyatınıza bakmaksızın en az 50 gr. olmak koşuluyla kaju alın ve kimseyle paylaşmayın. şimdiden afiyet olsun

başlangıç Pazartesi, Şub 12 2007 

Ölüme bir adım daha,

ya da doğuma,

yeni kundağında.